Röportaj 08

Röportaj serimize son hız devam ediyoruz. Bazen yenilikçi projeler peşindeki genç kadınlarla veya erkeklerle, bazen de kariyerinde başarılı kişilerle tanışıyoruz, neler yaptıklarını, ilgi alanlarını kendilerinden dinliyoruz. Şimdi ise sizi 22 yaşındaki Engin ile tanıştıracağız. Kendisi kamusal alanda topluluk odaklı deneysel sanat projeleri planlayıp hayata geçiriyor. Bu yaratıcı ve enerjik ismi yakından tanıyalım...

- Okurlarımızın seni tanımaları için kendinden bahseder misin?

İsmim Engin. Halen bir üniversitenin Reklamcılık bölümünde kaydı bulunan, öğrenmeyi seven fakat mevcut akademi yapısına karşı eleştirisini yönelterek mutlu olduğu bir üretim ortamı tasarlamaya yeltenmiş birisiyim. Tasarım yapmaktan, düşünce sistematiğimi tasarım şablonları üzerine kurgulamaktan keyif alıyorum. 2010 yılından beri Yaratıcı Fikirler Enstitüsü isimli, 25 kişilik bir yaratıcı profesyoneller ağı olarak kamusal mekanlar için kültür, sanat, tasarım ve medya projeleri geliştiriyoruz. Yaratma konusundaki arzu, istek ve irademi coğrafyamdaki problemlerden alıyorum. Toplumun hemen her kesimiyle çalışma fırsatımızın olduğu, coğrafyayı ve insan profillerini keşfettiğim ve halen de keşfetmekte olduğum 4 yıllık enstitü geçmişimde daha da sinirli biri oldum diyebilirim.

- Daha çok ne tür sanat projelerine yönelmeyi tercih ediyorsun, hangi alanlar senin için yaratıcılığını en rahat ortaya koyduğun ve seni en çok mutlu eden alanlar oluyor, bazı örnekler vermeni rica ediyoruz.

Dürüst olmak gerekirse, yaratıcı disiplinlerin bağımsız çalışabilmesi için tatmin edici iktisadi kaynaklar bulunmuyor. Bunun üretimin önünde bir engel olmaması, bağımsız yaratıcı üretimlerin doğabilmesi ve devam edebilmesi için arkadaşlarımla Yaratıcı Fikirler Enstitüsü'nde çalışmalar gerçekleştiriyorum. Her ne kadar sermayelerle bağı tartışılıyor olsa da, güncel sanatta kışkırtıcı düşünmeyi teşvik eden yapılar olarak uluslararası ölçekteki prestijli bienalleri, festivalleri değerli buluyorum. 1. İstanbul Tasarım Bienali kapsamında İstanbul Modern'de sergilenen Yaratıcı Fikirler Enstitüsü'nün Soundspace ses enstalasyonunun altmetninin oluşturulma sürecinde kendi hesabımıza epey kazanım olduğunu gördüm. O günden beri farklı temaları işleyen, güncel sanata ya da tasarım/mimari üzerine eğilen bienallere başvurularda bulunuyoruz. Bu alanda çalışıp düşünürken--sanırım sektörün gerçeklerinden uzaklaştığım için--kendimi epey mutlu hissediyorum.

- Yoğun çalışma ve disiplin gerektiren bu etkinlikleri hayata geçirirken nasıl bir ekiple çalışıyorsun ve bu ekip içinde bildiğimiz kreatif süreçlerde veya organizasyon/etkinlik işlerinde rastladığımız hiyerarşi düzeni mi mevcut yoksa farklı bir yapı mı kullanılıyor?

Enstitü aslında serbest çalışan birçok yaratıcı profesyonel için, belirli birtakım amaçları olan bir ağ. Bu ağda tam zamanlı çalışan 5, proje bazlı olarak çalışan da 25 kişilik bir ekibimiz var. Bürokratik bir hiyerarşide çalışmadığımız kesin, çünkü düşünce ve üretim tarzlarımız ne o hiyerarşiye ne de kurumsal dünyada yer alan titrlere müsaade ediyor. İsminin sonradan ‘adhokrasi’ olduğunu öğrendiğimiz, yatay hiyerarşik, hiçbir görev tanımı bulunmayan, uyduruk titrlerin olduğu bir yapı çalışıyoruz. Görev tanımının olmamasını suistimal edenler doğal seleksiyona kapılıp kayboluyorlar. Örneğin benim titrim ‘Catcher in the Rye’. Tıpkı aynı isimli kitapta olduğu gibi, bu çavdar tarlasının daimi olmasını sağlamakla görevliyim.

- Biraz da ilgi alanlarından konuşmak istiyoruz. İşten farklı olarak yapmaktan hoşlandıkların nelerdir?

Seyahat etmeyi, yeni insanlarla yeni hikayeler keşfedip paylaşmayı, fotoğraf çekmeyi ve tasarımla alakalı okumalar yapmayı, çalışmayı tercih ediyorum. Tabii burada işten kaçmak istediğimi kastettiğim anlaşılmasın. İnsanoğlu biyosferi olağanca gücüyle yoketmeye devam ederken, buna karşı koymadığım her an kötü hissediyorum. İşimi yaparken de, boş zamanlarımda da kendimi çevreye, insan onuruna, inandığım değerlere karşı vicdanen ‘sorumlu’ hissediyorum.

- Engin, kızlarla aran nasıl? Yoğun tempon arasında bir ilişkiye zaman ayırman mümkün olabiliyor mu?

Bu tempo ve bu heyecan içerisinde düzenli bir ilişkiye zaman ayırabildiğimi söyleyemeyeceğim. Hatta bu yaşlarda düzenli ilişki fikrinin samimiyetsiz geldiğini de eklemem gerekiyor. Hayatımı da bu değer yargılarına göre şekillendiriyorum.

- En son sorumuz da TENGA ile ilgili olsun, markamızla ilk tanışman nasıl oldu? TENGA’nın yaratıcılığı hakkındaki düşüncelerin nelerdir?

TENGA ile 2011 yılında, lansmanının yapıldığı sırada tanıştım. Yanılmıyorsam bir takım ön-tanıtım kampanyaları başlatılmıştı ve şehrin farklı yerlerinde markaya ait etkinlikler karşıma çıkıyordu. Sanırım ilk başlarda yoğun şekilde gerilla pazarlama uyguladınız. Sonra internette videoları seyrettikçe herkes gibi yüzümde tebessümler belirmeye başladı ve açıkçası gayet inanılmaz derecede merak uyandıran bir marka. TENGA’ları görüp de denemek istemeyen, meraktan tüm modellerini eline alıp incelemek istemeyen erkek olduğunu düşünemiyorum. Yenilikçilik ve yaratıcılık konularında ise harika derecede başarılı.

TENGA Türkiye Facebook TENGA Türkiye Twitter
Kargo 5TL
100TL Üzeri Kargo Bedava Paket Gizliliği
Kapıda Ödeme Axess'e 12 Taksit
Copyright© Pandoris® LTD. Her hakkı saklıdır.